Hurma Ağacı

   Hurma (Phoenix dactylifera), palmiyegiller (Arecaceae) familyasından dekoratif yapraklı bir palmiye türü. Öbür palmiyeler gibi tropikal ve ılıman yerlerde yetişir. Sıcağı sever, soğuktan hoşlanmaz. kışın ısı +10 derecenin altına düşmemelidir.Akdeniz iklimindeyse ısı sorunu yoktur dışarıda yaşayabilir.Bitkinin bulunduğu mekan ısıtılıyorsa yapraklarına ara sıra su püskürtmek gerekir. Bitki, hava akımından korunmalıdır.

  Gerçi bizler hurmayı daha çok tatlı yerine geçen bir ikram niyetiyle yesek de, onun insan bedenine çok daha büyük faydaları olduğu tıbben bilinen bir gerçektir.

  Hurma sağlıklı insan için gıda, hasta insan için de bir ilâçtır. Bugün modern tıp, hurmanın insan vücudunun canlı ve sağlıklı kalabilmesi için çok önemli 10’dan fazla elemente sahip olduğunu keşfetmiştir.

  Bu nedenle günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini onaylıyorlar. Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson, bir hurma ve bir bardak sütün, insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir. Açıkçası, hurma, insan vücudu için gerekli bütün temel vitamin ve proteinlere sahip bir gıdadır.

  Yaklaşık % 20 nem ihtiva eden taze hurmalarda % 60-65 şeker ve % 2 protein vardır. Kurumuş hurmalarda şeker oranı % 75-85 civarındadır. Ayrıca hurmadaki şeker, insan vücuduna bol miktarda hareket ve ısı enerjisi kazandıran, vücutta parçalanıp kullanılması kolay olan meyve şekeri fruktozdur. Kan şekerini hızla yükselten glikoz türünden değildir. Hurmadaki şeker, meyve şekeri olduğu için, sanılanın aksine şişmanlatmaz. Yoğun tempo yüzünden yorgunluk ve bitkinlik hissedenler bol bol taze hurma yiyebilirler.

  Hurma aynı zamanda lif, yağ ve proteinler açısından da çok zengindir. Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, A vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini de içerir. Hurma, lif yönüyle de zengin olduğu için yemek aralarında atıştırılması kabızlığa iyi gelir.

  Yine, hurma bedenî ve zihnî gelişmeyi sağlar. Meyveler arasında vücut için en gıdalısıdır. Ayrıca potasyum, beyne oksijen gitmesine de yardımcı olarak berrak düşünebilmeye vesile olur. Vücut sıvıları için uygun alkalik özelliği sağlar. Zehirli vücut atıklarını dışarı atması için böbrekleri uyarır. Karaciğeri kuvvetlendirir. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardım eder ve sağlıklı deri oluşumunu sağlar.

  Hurma, betakaroten açısından da son derece zengindir. Betakarotenin hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak, kanseri önleyici özelliği vardır. Hurmanın çok tüketildiği ülkelerde kansere tutulma oranı çok azdır. Boğaz hastalıkları için de faydası olan hurma, boğaz ağrısını keser. Bronşit, öksürük ve soğuk algınlığı şikâyetlerini giderir.

  Bilim adamları hurmanın stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat çekiyorlar. Stresli ve gergin olanlara sabah, öğle ve akşam olmak üzere üçer-beşer adet hurma yemesi tıp çevrelerince tavsiye edilmektedir. Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalarda, sinir vitamini olarak adlandırılan B6 ile kasların çalışmasında önemli rol oynayan ve bu sebeple kalp krizini önleyici tesiri olduğu bilinen magnezyumun hurmada bol miktarda olduğu ortaya çıkmıştır. Öte taraftan, hurma içerdiği B1 vitamini ile sinir sisteminin sağlıklı olmasını kolaylaştırır. Vücuttaki karbonhidratların enerjiye çevrilmesine, protein ve yağların vücudun diğer ihtiyaçları için kullanılmasına yardımcı olur. B2 vitaminiyle de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi için protein, karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı olur.

Medine-i Münevvere'den Muhabbet Esintisi :  'Ağlayan Hurma Kütüğü'


Peygamberlerin, mûcize sûreti ile ortaya koydukları hârikalar, insandaki gafletin izâlesi istikâmetinde bir şok te'sîri husûle getirmek içindir. Tâ ki, insanoğlu hiçten daha hiç olduğunu anlasın ve tam bir teslîmiyetle Rabbine kul olsun!

İnsanoğlunun gafletini yırtıp izâle edecek bu hârikulâde hâdiseler, gâfillerin idrâklerini acze mahkûm etmek ve ehl-i îmânın da yakînini artırmak içindir. Cansızlar, bitkiler ve hayvanların Rabblerine olan tesbîhleri, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'i tanımaları ve O'na muhabbetle meyletmeleri gibi tecellîler, bu cümledendir.

Bu mûcizeler, âşikârâne bir sûrette gözler ve gönüller önünde defalarca sergilenmiştir. Bunların en meşhûrlarından biri de, bir hurma kütüğünün meşhur olan feryâd ü figânıdır:

Mâlûmdur ki, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, ashâbına vaaz ederken mescid direklerinden bir hurma kütüğüne dayanır, öyle sohbet ederlerdi. Bu hurma kütüğü de, kendisine Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in yaslandığını duyar, bu mazhariyetle mes'ûd olurdu.

Gün geldi, mescidde sohbet dinleyen ashâb o kadar çoğaldı ki, sahâbelerin mühim bir kısmı, kalabalıktan Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in mübârek yüzünü göremez oldular ve:

"-Yâ Rasûlallâh! Bizler, mescid hayli kalabalık olduğundan mübârek yüzünüzü göremiyoruz!" diye haklı olarak şikâyette bulundular.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'den mescide bir minber yapılmasını ve O'nun bu minbere çıkarak hutbesini îrâd etmesini taleb ettiler.

Bunun üzerine mescide bir minber yapıldı. Nûr-i nübüvvet, Varlık Nûru, artık bu minbere çıkarak sohbet edecekti. Fakat Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in ilk minbere çıkışında beklenmeyen mûcizevî bir hâdise oldu:

O Âlemlerin Efendisi'nin daha evvel hutbe okurken kendisine yaslandığı hurma direği; duyan, düşünen, hicran ve hasret içinde kavrulan bir insan gibi feryâd u figân ile âh edip inlemeye başladı.

Bu, derin ve yanık bir ney sadâsı gibi öyle içten bir seslenişti ki, o sohbet meclisinde bulunan, genç ve yaşlı, bütün mü'minler bu feryâdı duydular. Feryâd bir sadâ olmaktan da çıkarak, âdetâ bir muzdarip lisân hâline geldi.

Bütün ashâb, kuru bir hurma ağacının bu kadar yanık bir sesle içindeki hasret ve ızdırâbını ifâde etmesi karşısında hayret ve dehşet içinde kaldı.

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, beyitlerinde bu hâdiseyi şöyle hulâsa eder:

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, minberden indi ve mübârek elleriyle hurma kütüğünü okşayarak:

"-Ey hurma kütüğü! Ne istiyorsun? Bu feryâdın niye? Nedir bu hâlin?" diye derin bir anlayışla sordu.

Hurma kütüğü, kendi hâl lisânı ile konuşmaya başladı. Sıcak göz yaşları içinde dedi ki:

"-Yâ Rasûlallâh! Senin hicrânın beni yaktıkça yaktı. İçime târifsiz bir gam, keder ve hasret doldurdu. Daha evvel hutbe vakitlerinde senin dayandığın o tâlihli ve mes'ûd direk bendim. Şimdi ise beni terkettin; bir minbere yükseldin. Şimdi senin mesnedin o minberdir. Fakat ey Allâh'ın Rasûlü! Lutfen ve merhameten bana hak ver, dünyâda hangi varlık senin bu hicrânına tahammül edebilir?

Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, hurmanın bu derûnî muhabbet feryâdı karşısında onu tesellî sadedinde dedi ki:

"-Ey hurma kütüğü! Mâdem ki feryâdın böyle bir ayrılık acısındandır, dile benden, ne dilersen!

İster misin, Allâh'a yalvarayım da; seni doğunun batının bütün insanlarına meyve yetiştiren yemyeşil, dipdiri bir ağaç yapsın? Yâhut seni bir cennet fidanı, cennette bir servi fidanı yapsın ki, sonsuzluğa kadar en güzel, en tâze vücûdlar gibi genç ve dilber kalasın!"

Bu iltifâta mazhar olan hurma kütüğü, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'den, yakıcı ve kavurucu aşkının bir tezâhürü olarak şu talebde bulundu:

"-Yâ Rasûlallâh! İkisini de istemem. Tek arzum, sende fânî olmak, bunun için de beni gömüp yok etmen, beni bu fâni vücûdumdan kurtarmandır. Çünkü bir ağaç ne kadar taze ve güzel olursa olsun gıdâsını güneşten ve sudan alır. Halbuki benim hayâtım, senin nûrâniyetinin nûruyla beslendi. Sana destek olmanın, senin hararetinle ısınmanın, sende yanıp kavrulmanın lezzetini tattı. Ben artık bu hoş ve tatlı hazdan ayrılamam. Dâimâ bâkî olanı isterim. Beni öylesine göm ve yok et ki, sende senin biricik nûrun içinde dirilip ebedî olayım."

"(Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-), o hurma kütüğünü toprağa gömdürdü. Ta ki, kıyamet gününde insan gibi dirilsin.! Yâ Rabbi! O senin hâbibinin muhabbetinden ağlayan hurma kütüğünün halinden bizlere de bir muhabbet hissesi nasip eyle.

Âmîn!